Yakamoz Yanığı

Hikayeler416 okunma1 paylaşımGönderen: Emine GEZER

Bir istasyon kahvesinde rastlamıştım ona. Nedenini bilmediğim

ama pek çok defa kendime sorduğum tanıdık bir yanı vardı. Öylesine

oturuyordu önündeki bir bardak çayıyla. Tıpkı benim gibi yolcusuzdu. Ne bir

valizi, nede bileti vardı. Yağmurlu bir akşamdı. Sigara dumanı, insan

nefesi ve çaydanlıklardan çıkan buharla buğulanmıştı istasyon kahvesinin

camları. Gelirken bu buğunun yoğunluğu söylemişti kalabalık olduğunu

kahvenin. İçeriye ilk girdiğimde üzerime çevrilen bakışlar, kendimi

sahneye ilk kez çıkan acemi bir şarkıcı gibi hissetmeme sebep olmuştu. Bir

tek masa yoktu yalnızlıktan bana kucak açan. Bunca kalabalıkta bir tek o

bakmamıştı bana, orada değildi sanki. Bedenini yanına almadan bir

vagona atlayıp gitmiş gibi, soluk alışı bile belli olmaksızın oturuyordu.

Sessizce ve biraz çekinerek yaklaşıp yanına; "lütfen"der gibi bir ses

tonuyla sormuştum "oturabilir miyim?" .Yıllar süren derin bir uykudan

uyandırılmış gibi irkilerek, kaldırdı dalgın bakışlarını masadan.

Gözlerimin öylesine içine baktı ki, bir an sanki görünmez oldum da arkamdaki

birine bakıyor sandım. Cevabını duyamamaktan korkup kendimi çabucak

toparlamıştım."Buyurun " dedi çok uzaklardan kopup gelen bir sesle.

Sesindeki uzaklık ruhunun orada olmayışından kaynaklanıyordu sanırım. Usulca

yerleşip bir sandalyeye;"Bakar mısınız" diye seslendim, koşuşturmaktan

yanakları kıp kırmızı kesilmiş çaycı çocuğa."Bir çay lütfen, pardon!sizde

içer miydiniz?"diye sordum. Masayı paylaşmamıza karşılık bir şeyler

borçluymuşum gibi. Bu kez kalkmadı bakışları. Duymadı mı acaba diye

düşünecekken tam; kesik bir el hareketi ve belli belirsiz bir baş hareketiyle

istemediğini belirtti. Sonra sıkıca kavrayıp bir yudumluk çay kalan

bardağını, fon dip ediverdi ve düş molası yüzünden soğuduğu malum olan

çayını bitirdi.

İstasyon kahvesi insanlarının doğallığıyla sıcacık sarardı

beni her gidişimde. Bir kitap alır, ince belli bardaklarda gelen

çayların arkadaşlığında bir köşeye çekilir rahat, rahat okurdum. Bazen kaçamak

bakışlarla insanları izler, hikayelerini okumaya çalışırdım;

yüzlerinden, giysilerinden, tavırlarından,...Birde kedisi vardı bu avuç içi kadar

yerin. Sobanın başından ancak açlığını hatırlayınca kalkar, miskin miskin

sürünüp bacaklarımıza; bir parça simit, tost, peynir dilenirdi.

Karşılığında birkaç sevimli bakış atar, biraz mırıltı çıkarır kendince teşekkür

ederdi. Yiyeceği bitene dek sevdirirdi kendini, ardından sıcacık

sobasının kollarına dönerdi. Çayımı yudumlarken kediciğin bana doğru geldiğini

fark ettim. Şaşırdım. Ne tost, ne simit, nede ona verecek her hangi

bir şeyim yoktu. Fazla ümitlendirmemek için kitabımla ilgilenmeye karar

verdim. Tam o sırada yerinden fırlayıverdi masayı paylaştığım adam.

Nedense telaşlandım gidiyor sanıp."Ne saçma bir his" diye geçirdim içimden.

Öyle ya bana ne oradaki herkes gibi tesadüfen bir araya gelmiştik ve

bir dahaki tesadüfe değin-ki bu o an için gerçekleşme ihtimali imkansıza

yakın görünmektedir-apayrı hayatlara dalacağımız gün gibi açıktı.

Paltosuna uzanmayınca eli, gitmeyeceğini anladım. Sanırım yalnızlığımı diğer

insanlara karşı kamufle etmesinden hoşnuttum. Yaklaşmakta olan kediye

yöneldi. Yere eğildi, kediyi incitmemeye özen göstererek usulca kucağına

alıp masaya döndü. Sevgi dolu bir yüreği olmalı diye geçti içimden, zira

kaç kişi farkında şu zavallı varlığın! Dikkatimi çekmişti;kediyi

okşarken elleri, kendi seviliyormuş gibi huzurlu bir tebessüm sarmıştı

yüzünü. Yakışıklıydı dersem yalan olur sanırım ama düzgün yüz hatlarına

sahipti. Doğal, sıcak bir görünüşü vardı. Zaten güzel insanlar hep uzak

gelmiştir bana, özellikle de güzel olduğunun farkında olanlar! Şimdi biraz

daha anlaşılır buluyordum ona yaklaştıran şeyi. Başı önde duruşu, o

sessiz hali; gözleriyle görmekten çoktan vazgeçtiğini anlatıyor gibiydi.

Şimdi bunca zaman sonra biliyorum ki haklıymışım; yüreğiyle bakıyor

hayata, insanca bir şeyler arıyor;bir bakış, bir dokunuş,...

Kitabın aynı sayfasında ne kadar takılı kaldığımı tam olarak

bilemiyorum, ama çayım bitince utanıp hızla sayfayı çevirdiğimi

anımsıyorum. Kitabımı masaya bırakıp gözlerimle çaycı çocuğu aramaya

başlamıştım. Ilık ses tonu sarmalamıştı birden beni "bana da bir çay söyler

misiniz?". Erkeklik taslayıp "usta bize iki çay "diye bağırmaması hoşuma

gitmişti."elbette!"dedim ve iki çay işaret ettim çaycıya. Sanırım kediyi

severken sıyrılmıştı hayal aleminden. Yalnızlığını aşma çabası gibi

gelen ilgili bir edayla " klasikleri sever misiniz?" diye sormuştu

kitabımı göstererek."evet özellikle Rus klasiklerini" demiştim aynı ilgili ses

tonuyla yanıtlamaya özen göstererek. Yüzüme hiç bakmamıştı, kitaba

bakıyordu derin, derin okyanusları andıran gözleriyle. Ara sıra tren sesiyle

irkilip kaldırmasa başını fark etmeyecektim belki bu denli mavi

olduklarını. İlk bakışında nasıl olduysa fark etmemiştim şaştım bu

maviliklerine. İçimde bir sabırsızlık, tarifsiz bir telaş vardı. Kitabıma olan tüm

ilgim uçup gitmişti. Lafı uzatmasını, aklımdaki tüm soru işaretlerinin

bir trene atlayıp uzaklaşmasını diliyordum için için. Oysa o sustu

sonsuzluk gibi. Çayını içti, parasını masaya bıraktı ve sessizce uzandı

elleri elveda sözcüğünü yansıtan paltosunun bulunduğu sandalyeye. Masada

bir ben, birde bilinmezliğini bırakarak gidiverdi. Ardından kalabalıkta

kaybolmuş küçük bir kız çocuğu gibi tuhaf bir telaş içinde kapıya ve boş

sandalyeye bakıp kalmıştım uzun süre. Bir bilinmezi kovalamaktan yorgun

düşünce zihnim, kitabıma dönmeye çalıştıysam da nafile okuyamayacaktım.

Çay paramı masada onun parasının yanına bıraktım. Ayrılmak istemez gibi

ağırlaşmıştı kahveden çıkarken adımlarım. Yağmur yavaş, yavaş yağmaya

devam ediyordu. Şemsiyemi açmak istemedim. Tenha sokaklardan geçtim

,peşimde hayallerim. Evin kapısında bir süre öylece durdum. Derin bir soluk

aldım o geceyi hücrelerime not etsin diye. Zile bastım, annem açtı

kapıyı. Bir bana bir kapalı şemsiyeme baktı. Burnumdan sular damlıyordu.

Gülecek sanmıştım, oysa hiçbir şey söylemedi. Bir bardak çay ve bir havlu

bıraktı odama sadece.

Kaç gün, kaç hafta geçti üzerinden hatırlamıyorum. Bir öğle

vaktiydi. Yağmurlar bitmiş bahar gibi bir hava sarmıştı kollarına

hayatı. Vapur iskelesindeydim, karşı kıyıdaki kitapçıya uğramaktı niyetim.

Vapur jetonumu alıp bir bankın ucuna emaneten iliştim. Tam yaklaşan

vapura dalmışken bakışlarım, arkamdan gelen sesle irkildim "selam!".

Şaşkınlıktan fal taşı gibi açılmış gözlerle arkama döndüm. Tanrım o muydu?

Fakat bu gülümseme bambaşka biri yapmıştı sanki, yine de oydu evet işte o

çok uzak ihtimal gelip dayanmıştı kapıya!. "Merhaba!"dedim ama sesim

çıkmış mıydı emin olamadım bir süre. Yanıma geldi tüm doğallığıyla ve o

gün akşama dek gitmedi, yanı başımdaydı. Dilek tuttuğunuz yıldızı

yakalamanın nasıl bir his uyandıracağını bir hayal ederseniz, sanırım

hislerimi de yakalarsınız bir şekilde. O günden sonra bir başka tesadüfü

beklememeye karar verip, randevusuz ayrılmadık birbirimizden. Bir tesadüfler

silsilesiyle başlayan arkadaşlığımız, her gün aynı kahvede; hatta aynı

masaya oturmaya itina göstererek, o sessiz, o unutulmuş köhne istasyon

kahvesinde pekişti. Geçmişinden hiç bahsetmiyordu. Belki anlatmaya

değer bir şey bulamıyordu, belki de unutmak istediği şeyleri yenilemektendi

korkusu kim bilir. Sormadım bende tüm meraklarıma inat, bekledim. Adım,

adım yaklaşıyordu ruhlarımız. Aşk mı?! Hayır sanırım daha çok

birbirimizde huzuru bulmuştuk. Hayalleri vardı bensiz. Hiç gücenmedim içindeki

yokluğuma. Gitmekten bahsediyordu hep, göçmen kuşlar gibi. Ne aradığını

biliyordum. Bende aramıştım bir zamanlar, aslında kim aramıyordu ki onun

aradığı şeyleri? Biraz özgürlük, umut, unutup yeniden

başlayabilme, hayatın amacı, sevgi,...

Aradığı şey uzaklarda değil, içindeki o sessiz, sessiz atan

yüreğindeydi oysa. Uzaklara dalmamalıydı boş yere gözleri, içinde aramalıydı.

Sustum! Hiçbir kelimenin anlatmaya gücü yetmeyecekti biliyordum, kendi

sözcüklerini bulmalıydı, kendi dilini.

Eve döndüğümde ne yapabilirim diye düşünmeye başladım.

Odam eskidende bu kadar ufak mıydı yoksa o gecemi duvarlar üzerime

yürümüştü bilmem. Yatağımın yanında diz çöküp bir kutu çıkardım saklandığı

yerden. İçinde dedemin hatırası eski bir pikap ve kitaplıkla, daktilo

almak için biriktirdiğim bir miktar param vardı. Bir yıldır

biriktiriyordum ve çok az eksiğim kalmıştı onlara kavuşmak için. Ertesi gün ilk işim

pikabı gizlice evden çıkarıp satmak oldu. Biriktirdiğim para ve pikabın

parasını alıp mavi bir zarfa koydum. Üzerine "git ve mutluluğunu bul!"

yazmıştım. Koşar adımlarla istasyon kahvesine gittim ve çaycı çocuğa

sıkı, sıkı tembihledim "Bunu mutlaka almasını sağla!"diye. Uzun zaman

uğramadım kahveye. Yine bir gün ve yine ummadığım bir anda kapım çalındı.

Çaycı çocuk çıkı verdi kapının ardından karşıma. Şaşırmıştım doğrusu!

Elinde mavi bir zarf vardı ve yüzünde tuhaf bir gülümseme. Zarfı uzattı ve

büyük bir suç işlemiş gibi utanarak uzaklaştı daha ben zarfı açamadan.

Döndüğünü anlamak için sanırım zarfı açmama gerek yoktu! Umduğumdan

çabuk duymuş olmalıydı yüreğinin sesini, yoksa dönermiydi hiç. Zarfta kısa

ama çok şey anlatan bir not vardı. "Gitmem gereken yer o kadarda uzak

değilmiş, görmeyi öğrettiğin için sağol. Seni akşam iskelede bekliyorum

saat tam 8:00'de." Onunla bir anne gibi gurur duyduğumu hissettim

içimde o an.

İskeleye yaklaştığımda orda olduğunu farkedip, bir süre

öyle uzaktan izledim. Sancılı bir bekleyiş içerisinde yerinde duramayan

adımları zamanı kovalıyordu. Pek çok şey geçiyor olmalıydı kafasından

peş peşe. Bir zaman diliminde mola verince hayalleri ayakları da

duruyor, adeta taş kesilip rıhtımın kendisi oluyordu. Ayaklarını bağlayan ancak

geçmişi olabilirdi bundan böyle. Sigarasından derin bir nefes çekti.

Rüzgara teslim etti dumanını birilerine, bir yerlere mektup yollar gibi.

Bir martı havalandı iskelenin ucundan;o martıya takılı kaldı bakışları.

Yeni açtığı bir sayfada geçmişini aklıyor olmalıydı şu an. Gözlerini

kısmış, başı dimdik, martılarla uçar gibiydi. Dokunmak istedim o an omzuna

ve söylemek istedim"her şey geçti!". O an aklımı uyardı kalbim;

dokunmak ne mümkündü, artık o uçmayı öğrenmişti. Koskocaman bir yürek vardı

karşımda, sorularını cesurca kovalamış. Ve şimdi dilsiz bir denizin

önünde arınıyordu yudum yudum. Kim bilir belki ağlardı bile " erkekler

ağlamaz" lara inat. Nasıl dokunurdum bu en mahrem haline?!...İşte şimdi, tam

şu an; insanlığının tadını çıkarıyordu. Elleri umarsızca iki yanına

düşmüş, gözleri asırlarca uzaktaki bir yıldızdan bakar gibi bakıyordu

martılara, denize. Ne çok şey anlatıyordu şu dingin suskunluğu.

Eğildi, sağ eliyle suya uzandı olmadı. İskele bu kadar

yüksek miydi, o gece sular mı çekilmişti bilmem. İçinde başaramamanın

hıncı birikti. Yüzükoyun yattı yere ve yarı beline kadar sarkıttı

bedenini, suya dokundu. Su dokunuşuyla yüzüne bir tebessüm sundu. Anladım suya

bir mektup yazıyordu parmakları. Başını kaldırdı, batmak üzere olan

güneşin kızılı yaktı, ala buladı yüzünü. Ateş gibi yandı gözleri. Ansızın

kalktı uzandığı yerden, biri gizlice kulağına fısıldamıştı sanki"orda,

arkanda"diye. Uzun, sakin bir bakışla uzattığı elleri bana "gel" der

gibiydi. Uzattığı elleri dokunmadan daha gözleri hoş geldin demişti. Uzun

bir süre suskun bekledik bir şeyleri. Karşı kıyının ve ayın ışıklarının

denizle özlem giderişini izledik bir süre. Ilık rüzgarın oyunuyla

yüzümü gizleyen saçlarımı çekti yüzümden. Bilmez gibi sordum "buldun mu?"

diye yeniden. Hafifçe kıvrıldı dudakları "yolu sen gösterdin "dedi.

Sustum o konuşmalıydı bundan böyle."sırf gitmeyi çağrıştırıyor diye

gitmiştim o kahveye, oysa orda bana kalmayı öğretecek biri varmış beni

bekleyen."dedi."Uzaklarda yeniden başlamak yokmuş meğer. Uzaklar sordu durdu;

kimsin, nereden geldin, niye geldin, kaçış yokmuş öğrendim." "Oysa ne

rahatmışım yanında, sen hiç sormadın, gitme demedin,...Şimdi buldun mu diye

soruyorsun. Bense az kalsın bulduğumu anlamayıp yitiriyordum. Erken

değildi dönüşüm aslında gitmeden de başlamışım seninle yenilenmeye."

Sustuk. Kocaman, derin derin sustuk sadece. Gelen ilk vapurun güvertesine

atladı. O gece gördüğüm son yakamoz pırıltısı, git gide uzaklaşan huzur

dolu gözleri oldu.

5.3/ 9 · 4 oy

Hikayeler kategorisinden

Hikayeler kategorisinin tamamı »

Rastgele başka bir fıkra »