Ünlü Olmanın Yolu

Hikayeler718 okunma1 paylaşımGönderen: Emine GEZER

Emekli ilkokul öğretmeniydi. Bir ay kadar önce "Azmi film"e bir senaryo

götürüp bırakmıştı. Azmi filmin sahibi o suratsız adam da rafları

göstererek, "Bak," demişti, "her yer senaryo dolu. Okumaya bile zamanım yok.

Ama yine de senaryonu bırak, şu kağıda da adresini, telefonunu yaz,

senaryona iliştir. Ben seni ararım."

Bir hafta sonra nedense aramıştı: "Hemen gel, görüşelim," demişti.

Bunun üzerine gitmişti emekli öğretmen. Azmi filmin sahibi bu defa

kendisini oturtmuş, çay söylemiş ve "senaryonun dışında birşey yazıp

yazmadığını" sormuştu. O da bir aşk romanının bulunduğunu, ancak hiçbir

yayınevinin bunu basmaya yanaşmadığını anlatmıştı. Azmi filmin sahibi de, "hemen

romanını al, gel," demişti, "bir bakayım."

Evi Taksim'deydi. Bir koşu gitmişti evine emekli öğretmen. Hemen alıp

gelmişti romanını, heyecan içindeydi, ancak ne olduğunu kestiremiyordu.

Romanı uzattığında Azmi filmin sahibi, " Sen şimdi git, ben seni

ararım," demişti.

Şimdi de Azmi bey telefon etmiş ve derhal gelmesini, görüşmeleri

gerektiğini söylemişti. Emekli öğretmen, Beyoğlu İstiklal caddesine geldi.

Yeşilçam Sokağına girdi. Eskiden Fatma Girik'e ait olan Girik Hanın

ikinci katına çıktı. Azmi filmin kapısını tıklattı. Kapıyı getir götür

işlerine bakan genç açtı. İçeri buyur etti.

Azmi bey kendisine oturması için yer gösterdi ve "Bak hocam," dedi.

"Ben senaryoyu çekmeyeceğim. Kitabını da basmayacağım. Şu anda elimde

başka filmler var. Onları çekiyorum. Kitabına gelince, ben zaten yayıncı

değilim. Sadece ikisi de çok hoşuma gitti. İleride belki bunları film

yapabilirim. Ancak, piyasa çok durgun, zaten işler berbat! Sen de

emeklisin, üçbeş kazanmak istersen bana bırak, yoksa al git!" demişti camdan

dışarı bakarak.

Emekli öğretmen zaten kitabı bastıramıyordu. Senaryo için yüzüne bakan

yoktu. "Kaç para verirsin," demek geldi içinden. Utandı, gururuna

yediremedi. Azmi filmin sahibi kendisine önceden hazırlanmış matbu bir belge

uzattı. Burada kitabı ve senaryoyu başkasının yazdığı, kendisinin de

sadece tashih işinde çalışarak yardım ettiği ve mukabilinde boş

bırakılmış miktar parayı karşılık olarak aldığı yazılıydı. Ayrıca kitap ile

senaryoyu yazanın adı bölümü de boş bırakılmıştı. Azmi bey o zamanın parası

beş milyarı kendisine uzatmıştı. Doğrusu para fena değildi. Almayıp ta

ne yapacaktı, varsın ad başkasının olsundu, bu çok mu önemliydi? Bir

başka kağıtta da, tashih işlerinde çalıştığı film şirketinin aleyhine bir

basın açıklaması yaptığı takdirde aldığı paranın on katı cezai müeyyide

uygulanacağı belirtiliyordu. Bu kağıdı da imzaladı. Ayrıca şirketin

böyle bir açıklama vukuunda limitsiz tazminat hakkını da peşinen kabul

ediyordu. Geçim sıkıntısı çekiyordu, bütün şartları kabul etti.

Kalkarken Azmi bey sık sık uğramasını ve ileride kadrolu senarist

olarak onunla çokiyi işler yapacaklarını belirtti ve el sıkışarak ayrıldı

bürodan.

Emekli öğretmen dışarı çıkınca Azmi bey ünlü bir işadamını aradı.

"Saygılar beyefendi," dedi. " Aşk romanı tamam. Senaryo da tamam...Filmin

çekimine hemen başlamak üzere emirlerinizi bekliyorum!"

Telefonun öteki ucundaki ünlü işadamı da, " Kitabı hemen bana gönder.

Film hazırlıklarına başla. Başlangıç için yüz milyar gönderiyorum.

Teferruatı müdürümle konuşursun," dedi.

Azmi bey, " Emredersiniz beyefendi!" dedi. Bu film işini tv'de dizi

yapacak ve trilyonlar vuracak, devamını emekli öğretmene yazdıracaktı.

Ünlü işadamı telefonu kapadıktan sonra metresini aradı: "Canım, isteğin

oldu, romanın hazır, yayınlayacak gazete hazır, bir reklam yaptıracağım

ki sen bile şaşacaksın. Bu bomba patlarken tv için dizi filme

başlayacaksın ve bir numara olacaksın. Hadi akşama..."

Bu piyasa böyleydi. Kadın cüzdandan, sevgili bir metres, gazete bol

sıfırlı reklam ücretinden, tv ücretsiz bir dizi kazanmaktan yararlanacak

ve herkes mutlu olacaktı. Alan razı, satan razı...Böyle dönerdi

işler...Ve bütün giderler de holdingin eğitim hizmetlerine katkı fonundan

gösterilmek suretiyle vergiden düşecekti, gerçekte kayıp hazinenin olurdu,

kimin umurunda, işler tıkırında tekerlemesi döner dururdu...Dişlinin

çarkları sımsıkı kenetlenmişti ve çark böyle dönüyordu, uyum sağlayamayan

giderdi, bu kadar basit...

Bir süre sonra ünlü bir gazetede ünlü bir aktristin romanı yayınlandı.

Ardından bu romana aynı emekli öğretmen bir şiir yazdı ve şiir de aynı

ünlü aktrist hanımın şiiri diye lanse edildi ve birisine siparişle

beste verildi ve beste ünlü bir şarkıcı tarafından kasete okundu, aynı

müzik filme uyarlandı. Böylece şöhreti tükenmek üzere olan biri yeniden

dirildi ve şuh kadın, şık kadın, romancı kadın, şair kadın, senarist kadın

ünvanlarına da sahip oldu. Bu ünlü kadın kim mi? Biraz düşünün belki

hafızanızın bir yerlerinde küçücük bir iz kalmıştır.

Emekli öğretmen mi ne oldu? Azmi beyin kadrolu senaristi oldu. Emekli

maaşının en az beş katını, bazan onbeş katını ayda kazandı. Ama hep

kendi eserlerinin arkasından bakakaldı. Hep o yazdı, ad başkalarının

oldu...

Arada rakısını yudumlarken iki damla yaş süzülüyordu yanaklarından ama

ne yapsındı, bu işler böyle dönüyordu...

6.0/ 9 · 3 oy

Hikayeler kategorisinden

Hikayeler kategorisinin tamamı »

Rastgele başka bir fıkra »