Zamanın ABD Başkanı Nixon, İtalya'ya resmi bir ziyaret yapar. O sıralarda da İtalya'nın en büyük ve gelişmiş sanayii tesisleri, FIAT fabrikalarıdır. İtalyanlar büyük bir gurur ile Nixon'a hemen bu fabrikaları gezdirmeye başlarlar. Büyük bir devlet korteji, İtalyan ve Amerikan devletinden üst düzey yöneticiler halinde büyük bir grup olur ve fabrikayı gezmeye başlarlar. Bir müddet sonra, Nixon, bir tezgahta çalışan üstü başı yağ pas içindeki bir işçiye:
- Aaaaa Carlooo sen burdasın ha eski dostum, diyerek sarılır ve özlem giderirler ve çok samimi bir sohbete başlarlar. Kolay değil tabi, Amerikan Başkanı basit bir işçiyle böyle bir olaya girsin. Nixon kalabalığa döner ve anlatmaya başlar:
- Benim asıl mesleğim avukatlıktır ve bu meslekteki ilk davam Sinyor Carlo'nun idi ve kazanmıştık, der.
Misafirler ayrıldıktan sonra fabrika müdürü kıskançlık içerisinde Carlo'nun yanına gelir ve şöyle der:
- Sen nerden tanıyorsun Nixon'u?!
Sinyor Carlo ise gayet umursamaz ve sakin bir tavır ile cevap verir:
- Gençlik zamanında Amerika'ya gitmiştim başıma bir iş gelmişti, param da yoktu, o da yeni avukatmış, davamı aldı ve kazandı, ne diyebilirim ki başkan olmuş..
Müdür de "iyi bakalım öyle olsun" şeklinde birşey söyleyip uzaklaşır.
Aradan bir vakit geçer ve bu sefer zamanın Fransa Cumhurbaşkanı DeGaulle İtalya'yı ziyaret eder. Yine aynı durumlar aynı FIAT tesislerine bir gezi aynı kalabalık.. Degaulle bizim Carlo'yu görünce:
- Vaayyy Carlo kardeşim sen burdasın ha.. uzun zaman oldu görüşmeyeli
şeklindeki bir konuşmadan sonra yine sarılmalar öpüşmeler samimiyetler..
- Savaş zamanında Carlo ile beraber savaşmışlığımız vardır, silah arkadaşımdır kendisi
diye bir açıklamada bulunur DeGaulle.. Misafirler ayrılır, fabrika müdürü soluğu Carlo'nun yanında alır büyük bir kıskançlık kriziyle birlikte:
- Peki bunu nerden tanıyorsun, koskoca Fransız Cumhurbaşkanını, der müdür..
Carlo yine her zamanki umursamaz ve rahat tavrıyla:
- E söyledi işte kendisi, savaş zamanında biraz yanyana kalmış çarpışmıştık, şimdi cumhurbaşkanı olmuş ben ne yapabilirim ki..
Sırada zamanın Rusya başkanı Kruşçev vardır ve o da tabii ki Carlo'yu tanımaktadır. Aynı senaryolardan sonra, Kruşçev de Carlo'yu görünce sarılırlar öpüşürler sohbet ederler, Kruşçev anlatır:
- Yoldaş Carlo, benim partiye üye ettiğim ilk kişidir, benim için büyük anlamı vardır, der..
Misafirler gidince müdür yerinde duramaz artık, delirmek üzeredir, Carlo'ya döner:
- Peki bunun hikayesi nedir? diye sorar
Carlo tabi ki çok sakin ve umursamaz bir tavırda:
- Zamanında biraz parti ve politika işleriyle uğraşmıştım, beni kayıt etmişti, şimdi devlet başkanı olmuş ne diyebilirim ki
- Kardeşim ne Amerikası kaldı ne Rusyası ne de Fransası delirmek üzereyim.. heralde bi tek Papa ile tanışmıyorsun, der müdür.. Carlo durmaz:
- Onu da tanıyorum ki
- Nasıl tanıyorsun yaa, inanmam
- İnanmıyorsan yarın atlıyalım arabaya gidelim Vatikan'a orda sana ispatlarım
Müdürün buna dayanacak hali yoktur ve Papa'yı da tanımadığına inanması için gitmeye karar verir. Ertesi gün, Sinyor Carlo, fabrika müdürü ve şoför şeklinde Vatikan'a yola çıkarlar. Vardıklarında Carlo müdüre dönerek:
- Müdür bey siz bu meydanda kalabalığın arasına karışın bekleyin, ben Papa ile birlikte balkona çıkıp halkı selamlarız o zaman sen de inanırsın, der.
Müdür bu duruma ihtimal vermediği için "tamam git bakalım" der ve müdür ile şoför büyük meydanda kalabalığın arasına karışıp beklemeye başlarlar.
Biraz geçtikten sonra katedralin balkonunda Papa ile Carlo kolkola görünürler ve halkı selamlamaya başlarlar.. Bu sırada Carlo, Papa'nın kulağına eğilerek: "Jean Paul'cum, ben artık gideyim arkadaşlar bekler" der ve katedralden çıkarak müdürün olduğu yere gelir ama bir bakar müdür yerde baygın bir şekilde yatmaktadır, şoföre sorar hemen:
- Noldu beni Papa ile görünce kıskançlık krizine falan mı girdi?
Şoför ise dumur bir vaziyette açıklama yapmaya çalışır:
- Yok tam öyle değil aslında.. Siz Papa ile balkona çıktığınızda, yanımızda iki tane Japon turist vardı, sizi gördüklerinde "aaaa bu bizim Carlo değil mi? ama yanındaki cübbeli adam kim ki acaba" diye sorunca müdür düştü bayıldı"
