Kaplumbağa'nın Gözyaşları

Hikayeler440 okunma1 paylaşımGönderen: Emine GEZER

Denizde ruhunun fırtınalarının dindiğini hissederdi. Orada haftanın

yorgunluğunu atar ve huzur bulurdu. Balık tutmaya meraklıydı. Kendisi

kadar çocukları da deniz ve balığı severdi. Bundan dolayı hafta sonları

herkesi bir heyecan sarardı.

Günlerden cumartesiydi. Yusuf Efendi kendi kendine: "Yine hafta sonu

olmuş. Günler ne de çabuk geçiyor, ömür sayfasından bir yaprak daha

gitti. Acaba bugünümüz nasıl geçecek." dedi. İçinde sebebini bilemediği bir

hüzün vardı. Sabahın erken saatleriydi, malzemeleri arabaya

yerleştirdi. Çocukları Enes, Merve ve eşi, ondaki hüznü fark etmiş; fakat sebebini

anlayamamışlardı.

Erkenden deniz kıyısına vardılar. Güneşin doğuşunu seyrettikten sonra

Enes'le beraber motoru çalıştırıp denize açıldılar. Oğluna tebessümle

bakarak konuştu.

- Bugün nasibimiz açık gibi görünüyor.

- Evet babacığım, benim de içimde güzel şeyler olacak gibi bir his var.

- Neyse yavrum, önemli olan bir şeylerle uğraşmak, bu da benim hobim,

hem balık tutuyorum, hem de rahatlıyorum.

Denizin dalgaları, martıların sesi ayrı bir senfoni oluşturuyordu. Bu

büyülü atmosfer, onu âdeta çocuklaştırmış ve yorgunluğunu alıp

götürmüştü. Vaktin bir hayli ilerlemiş olduğunu güneşin yakıcılığıyla fark

ettiler. Oğluna, bir an önce ağı çekmeleri gerektiğini söyledi. Baba oğul el

birliğiyle ağı çekmeye başladılar. Baba:

- Oğlum, bu seferki avımız çok bereketli gozukuyor!

Enes, babasının gözlerine neşeyle bakarak:

- Babacığım, bunu nereden anladın?

- Bu sefer ağ, bir hayli ağır geldi bana.

Ağı motora çektiklerinde Enes heyecanla:

- Babacığım baksana ağa büyük bir şey takılmış, dedi.

Ağı iyice çekip motorun içine alan baba ve oğul, davetsiz misafirin

deniz kaplumbağası olduğunu gördüler. Ağa takılan balıkları ve

kaplumbağayı alıp yola koyuldular. Sessiz bir yürüyüş vardı. Bu sessizlik babanın

kafasında bir plân kurmakta olduğunun işaretiydi ve oğlu bunu anlamakta

gecikmemişti. O konuşmadığı zaman mutlaka bir plân yapardı.

Bir müddet sessizce yürüdükten sonra, babanın yüzünde hafif bir

tebessüm belirdi. Oğlu heyecanla sordu:

- Babacığım bir plânın mı var?

- Oğlum, bu kaplumbağa bize çok para kazandıracak!

- Nasıl yani babacığım?

- Oğlum ben turistik eşya satan bir yer biliyorum, onlar bu tür

hayvanları alıyorlar.

- Peki, onları ne yapıyorlar?

- Doğrusu ne yaptıklarını ben de bilmiyorum.

Ertesi gün Yusuf Efendi, kaplumbağayı arabanın bagajına koyarak doğruca

yıllar önce tanıştığı turistik eşya satan adamın dükkânına gitti. Kısa

bir sohbetten sonra geliş maksadını anlattı. Birlikte arabaya gidip

bagajı açtılar. Kaplumbağayı görünce adamın gözleri fal taşı gibi açıldı.

Ona yüksek bir fiyat vereceğini söyledi. Bu arada sohbet koyulaştı.

Yusuf Efendi'nin aklına bir soru geldi. Sormadan edemedi:

- Bu kaplumbağayı ne yapıyorsunuz? Adam sırıtarak:

- Bunun kabuğundan beşik yapıyoruz. Genelde turistler alıyor, dedi.

Yusuf Efendi bir soru daha sordu:

- Efendim, kaplumbağanın kabuğunu nasıl ayırıyorsunuz? Adam:

- Bundan kolay ne var, kaplumbağayı sırt üstü yatırıp bolca tuzluyoruz,

birkaç gün içerisinde kendiliğinden ölüyor. Böylece sağlam bir kabuk

çıkıyor, dedi.

Bunları konuşurken kaplumbağadan garip sesler geldiğini fark eden Yusuf

Efendi gözlerine inanamadı, o da ne! Kaplumbağa başına gelecekleri

anlamış gibi, sicim sicim gözyaşı döküyordu. Aslında onu merhamete getiren

gözyaşları, biz insanların ağladığı mânâda bir gözyaşı değildi. Tuzlu

su içen deniz kaplumbağası kendine verilen hususî boşaltım sayesinde saf

suyu vücuduna alırken, gözünün altına yerleştirilmiş tuz bezleriyle,

tuzu yoğunlaştırılmış hâlde dışarı akıtıyordu. Bunu ağlama zanneden Yusuf

Efendi'ye bu manzara çok dokundu. Kaplumbağanın kendini koruyucu yoğun

tuz salgısı, ilâhî şefkatin bir tecellisi olarak kalbinde yumuşamaya

sebep olmuştu. Almış olduğu parayı geri verdi.

Ben onu satmaktan vazgeçtim, dedi. Adam şaşırdı. Ne de çok para

vermişti.

- Eğer az olduysa biraz daha para vereceyim.

- Hayır! Bu satış imkânsız.

Adam, Yusuf Efendi'nin kaplumbağayı neden satmaktan vazgeçtiğini,

verdiği parayı niçin iade ettiğini bir türlü anlayamamıştı.

İnsanlara olduğu kadar hayvanlara da merhamet eden Yusuf Efendi,

kaplumbağaya yapılacak eziyeti ve bunda kendinin de payı olacağını

düşündükçe, içi parçalanıyordu. Bir an önce bu zalimce işten kurtulmalıydı. Bunun

için yapması gereken şey, kaplumbağayı yakaladığı yere götürüp denize

bırakmaktı. Ev halkına haber vermeyi bile düşünmeden kaplumbağayı

yakaladığı yere gitti. Kaplumbağayı denize bırakırken, anlayacakmış gibi

ondan özür de diledi.

Öylece bir haftadan beri devam eden sıkıntısı, kaplumbağanın deniz

sularına dalmasıyla birlikte yok olup gitmişti

6.1/ 9 · 7 oy

Hikayeler kategorisinden

Hikayeler kategorisinin tamamı »

Rastgele başka bir fıkra »