Ballıkayalar

Hikayeler801 okunma1 paylaşımGönderen: Emine GEZER

Ağbi, geçenlerde resmen dumura uğradım. Ayşen var bilirsin.

Kızla okulda da aramız az buçuk iyiydi. Ama hatun bir kaç haftadır

pek takılmaz olmuştu. "Yahu ne iş?" diyorum. O da "Ballı" bir şeyler

diyor. "Tavşanlar" diyor. "Gel diyorum, cumartesi akşamı takılalım

bir yerlere" seninki hiç oralı değil. Yok erken yatacakmış, zaten çok

yorulmuş, pazar da ballı mallıya gidecekmiş, bir alay mazeret. Olm,

baktım bu iş böyle gitmeyecek. "Ben de geliyorum." dedim. Biliyon mu

kız bi sevindi... Ulan dedim, demek ki sandığım gibi değilmiş, kızın hala

bizde gözü var ama şu ballı işini de biraz sıkı tutmak lazım. Cumartesi

sabah aynen Gebze minibüslerine erkenden takılmaca. Hatun sırt

çantasına doldurmuş ıvır zıvırı. Biz de giymişiz ket'leri. Hani dağa

çıkacaz ya, işte hazırlıklı olalım dedik. Gebze'ye indik, hadi ordan

Hereke minibüslerine. Sanırsın 80 günde devrialeme çıkmışız. Allah'tan

az sonra bizimki bağırdı şöföre "Tavşanlı'da inecek var!" diye. Olm,

duysan bizim Ayşen'in sesini inanmazsın. Aynen öğrenmiş minibüs

raconlarını. Olmuş mu sana bir taşra kuşu. İndik... Sağa sola baktım.

Dağ mağ hak getire. Bir b*k yok. "Yahu" dedim "Ayşen, nerde kız, bu

dağ?" Ağbi, seninki şöyle küçümser, küçümser bi baktı. Valla içim bir

garip oldu ama renk vermedik. Kız koyverdi asfalt bir yoldan kendini

aşağı, bizde aynen peşinden. Gittik gittik, köye girdik. Bakkal çakkal

vaziyetleri, poğaça, gazoz almaca, caminin yanında çay içmece. Aaa!

Bir baktım, sırtı çantalı bir kaç kişi daha geldi. "Vay Ayşen'ciğim ne

haber'ler" Sarılmalar, alayı kanka olmuş bizim kızla. Bizimki de aynen

beni tanıştırıyor. "Okuldan bir arkadaş!" Ağbi duydun mu? "Okuldan

BİR akradaş". Hani okulda arkadaş dediğin b*k gibi, bu da onlardan

biri. Yani öylesine, fasulyeden. Ulaan dedim, orada ne halt ediyorsanız,

size beş basmazsan bana da... Neyse, yürü babam yürü, dere geldi

köprüden geçtik. Köpekler sardı, biz onlara havladık falan sonunda

geldik ballı dediklere yere. Olm, bir kanyon.. altına edersin. Hiç öyle

İstanbul'un yanında böyle yer aklına gelmez. Sanırsın Amerika'ya falan

geldin. Bizimkiler bastılar sol tarafa çıkıyorlar. Yahu her taraf kaya.

Olm, dedim kendi kendime; aman kestaneye mukayet ol, Ayşen

giderse mayşen gelir, kestane gitti mi bir daha nah! gelir. Durduk.

Oh, dedim. Şöyle oturup aşağılara bakarkene bi kola mola kayalım.

Haydaa! Bizimkiler başladılar soyunmaya dökünmeye. Ulan öbür

tayfadan bir kız, çıtır mı çıtır. Şöyle, badi türü siyah bi şey giymiş.

Vücut, çok güzel değil ama zıpkın gibi. Ayaklarına renkli bale

ayakkabısı türü bir şeyler geçiriyorlar. Diğer heriflerin çantalarından

bir şeyler çıkıyor. Aklın uçar. "Gençler! Ne yapacaksınız?" dedim.

"SporT Klaymbing" yapacağız dediler. Ulan soramıyorum da o, ne

diye. Burada herkes, işin raconunu biliyor. Bir de üstüne üstlük

lavuklardan biri kolunu Ayşen'in omzuna şöyle bir attı. Olm, Allah seni

inandırsın aynen şöyle bir şey dedi: "Geçen hafta TOP ROP yaptığın

yeri bu hafta RED POĞİNT dene bakalım." Anaa! Mıçtık! Ulan bunlar

nece konuşuyorlar? Bizim kızı da aralarına almışlar. Yoksa, bunlar

şeytana falan mı tapıyorlar? Baktım bizim ki de mevzuyu çözmüş

aynen laf yarıştırıyor: "Ama Salih, ben en fazla beş artı çıkıyorum..."

Ulan ben de sana bi kafa çıkacam!.. Göreceksin. Bi yandan da bana

bakıp göz kırpıyor. Ulan cıvır, hem beni, hem de Salih'i mi idare ediyor

acaba? Her neyse biraz mevzu dağılsın diye kafayı bir kaldırdım. Ağbi,

kayanın üzerinde bir herif. Hani kaya dediysek öyle bizim oradaki

aşıklar kayası falan gibi değil ha!.. Ağır deprem hasarlı bina duvarı

gibi... Adamın üstüne geliyor. Ağbi herif, ya örümcek adam ya da, onun

memleketlisi. Yahu kardeşim sen orada nereyi tutuyorsun, neye

basıyorsun?.. Olm, adam nasıl çıkıyor biliyor musun? Hayatta

inanmazsın. Altta geyiğin biri de ipi tutuyor. O ip ne işe yarayacaksa?

Kuyudan adam mı çekeceksin? İp salacaksan yukardan sal da bir işe

yarasın. Adam düşerse tutarsın. Aaa! Bizim kıza da bir şeyler

giydirmişler. Salih bir heves, kızın karnına bir şeyler bağlıyor. Şangır,

şungur bir takım alet edevat çıktı. Olm, alayı rengarenk. Aralarında

muhabbet de devam ediyor "EKSPRES" olsun, "TAKOZ" ver.

"FREND"in iki numarası yok mu? Ağbi, artık kadere kısmet, çöktüm

kayanın köşesine. Bizimki, asıldı kayanın birine. Lavuk da ipin öbür

ucunu tutuyor. Ulaan, içim bir kötü oldu... Bizimki düz kayada

yükseldikçe yükseliyor. İster misin şimdi yere düşüp karpuz gibi

patlasın. Dokunmaya kıyamadığım başı CART! İkiye ayrılmış falan...

Başım dönüyor resmen. Baktım lavuk da dikelmeye başladı. Hani,

bekçi köpekleri postacıyı görünce nasıl dikelirler, onun gibi. Bunlar da

korktuklarına göre durum biraz vahimleşiyor galiba. Aralarında

konuşmaya başladılar. Ayşen'e de duyurmuyorlar. "Yahu, kız da daha

acemi sayılır"... "Yapar yaw, geçen haftayı görmedin mi"... "Olsun

tecrübesi eksik"... Bir yandan da lavuk bizimkine bağırıyor: "Ayşen!..

Sağ elinin hemen yanında bolt var. Tak oraya bir ekspres." Ulan

bunlar ekspres falan derken tez elden bizim kızı eksprese bindirip

eşekler cennetine gönderecekler galiba. Aldı mı bizim kızı bir telaş.

Olm, bayağı yukarda. Bacağı titremeye başladı, ta buradan görüyorum.

Kıçında sallanan alet edevata bakmaya çalışıyor. Canım benim, nasıl

da çırpınıyor. Hah! Bir tane buldu. Çıkarttı orada bir yere çengel gibi

taktı. Ardından bir şey daha taktı. Valla tam ne yaptığını göremiyor.

Yukardan "Klik! Kluk!" sesler geliyor. Birden herkes rahatladı. Bizim

lavuk tayfası, gülmeye başladı. Anlaşılan kriz durumu çözüldü. Ayşen

biraz daha yükseldi. Ama bizimkiler pek bir rahat. Ulan her halde bir

bildikleri vardır diye ben de fazla kasmamaya çalışıyorum. Birden

durumu çaktım. Bizimki düşerse ipi, en son taktığı zımbırtıda asılı

kalacak, aynı yukardan ipe bağlanmış gibi olacak. Baktım, kız iki tane

daha şu ekspres denen şeylerden takmış, ipini de içlerinden geçirmiş.

En sonunda kayanın tepesine kadar vardı. Ulan helal olsun be!

Hakkaten ciddi bir işmiş bu. Bizimki de pek yamanmış. Salih, elindeki

ipi yavaş yavaş koyvermeye başladı. Bizimki gökten melekler gibi

aşağıya süzülüyor. Geldi, geldi, biraz ileriye kondu. Herkes bi tebrik

ediyor ki, bilemezsin. Beş bilmem ne başarmış. Dur yahu demin

ezberlemiştim, şimdi unutmuşum. İpleri çözdü. Kırıta kırıta yanıma

geldi. Hafif terlemiş biliyon mu, kokusu ciğerime öyle bir doldu ki,

anlatamam. Resmen başım döndü. Tam rüyalar alemine geçecekken,

hani damdan düşer gibi "Sen de denesene" deyiverdi. Neyi denemek?

Hayır!.. Denemek istemiyorum?.. Benim ne işim var o kayanın

üzerinde!.. Diye bağırıyorum ama sanki aynen kabustayım. Ağzımdan

çıt çıkmıyor. Olm, birden kendi sesimi duymaz mıyım? Valla, Allah seni

inandırsın, ben, orda öyle başkası gibi konuşuyorum, "Tabii" diyorum.

Başka bir kayanın altına gittik. Caner diye birisi yukarı çıktı. İpi aşağı

attı. "Burası başlangıç için daha iyi dediler." "Korkma, bu ip üç ton

çeker dediler" İyi de olm, bu Caner denen çocuk çöp gibi bişi.. Üç kilo

çekecek hali yok. Hepsi güldü. Sürtünmeymiş, özel tekniklermiş, tek

elle iki tonu durdururmuş. Ağbi, baktım çocukların hepsi delikanlı

tayfa. O anda öyle bir kanım ısındı ki. "Hadi tırman"dediler. "Nerde

olm, ekspresler. Kıza vermiştiniz bana vermediniz" dedim. "Hop! Dur

bakalım, onların daha sırası gelmedi, sen önce adam gibi burayı

tırman." dediler. Burası biraz daha kolay. Hadi bakalım deyip tuttum

kayayı. Çocukken mahallede ceviz ağacına çıkardık. Onu falan

hatırladım. Bir iki tuttum. Vay be! Ağbi, gidiyor. Aşağıdan da

konuşuyorlar, duyuyorum, "doğal yeteneğim varmış" Var tabii be!

Neden olmasın ki! Olm, ardından bi topukladım, aynen yükseliyorum

ha! Ben çıktıkça ip geriliyor. Hani bir düşsem en fazla on santim

inecem. İyice de cesaret geldi. Ulaan, diyorum içimden, çocuklara

lavuk mavuk dedik, şimdi de canımızı emanet ediyoruz. Meğerse bu işin

raconu böyleymiş. Kayanın tepesine vardım. Baktım bir düzlük. Bi sürü

bantlar, demir halkalar, ipler falan. Oraya istasyon diyorlar. Hah,

tamam işte ekspresin treni hazırdı, bi istasyonu eksik kalmıştı. "Eee

bitti. Şimdi ne yapacağım?" diye sordum. "Kendini ipe bırak" dediler.

Olm, demesi kolay. Altımda yirmi metre boşluk. Çocuklar kalorifer

böceği gibi görünüyorlar. Nasıl atarım kendimi? Ama Racon neyse

uyulacak. Kendimi arkaya doğru eğdim. Ulan bir türlü gitmiyorum.

Aşağıdan bağırıyorlar. "Kayayı bıraaak!" diye. Valla farkında değilim,

sol elim pençe gibi kayaya geçmiş, bacaklarım tir tir titriyor. Yok ağbi,

olacak gibi değil. O kayayı aslan gibi tırmanıp, sıçan gibi inmek olmaz.

Kapadım gözlerimi, okudum içimden bir şeyler. Küçükken anneannem

öğretmişti. Baktım asansör gibi yavaş yavaş iniyorum. Caner ipi

bıraktıkça ben aşağıya kayıyorum. İndim, indim, Ayşen tam ayağımın

dibinde. Kız öyle kendini hiç kasmıyor. Yere ayak bastım, baktım kız

boynuma sarılmış öpüyor. Ağbi var ya, o anda sevinçten hüngür hüngür

ağlayacam zor tuttum kendimi. Diğer çocuklar da çok kafa. Salih'e

baktım, bizimki öptü diye hiç bozulmaca falan yok. Gelmiş o da tebrik

ediyor. Yanlış anlamışım. Daha da bi sevindim. Ağbi, ondan sonra neler

oldu neler. Aynen ben mevzuya yazıldım. Ulan elde avuçte ne varsa

döktük ortaya. Yok frikşın ayakkabısıymış, sırt çantasıymış, kılmış,

tüymüş cebi boşaltıp, evi doldurduk. Şimdi her hafta Tavşanlı

Ballıkayalar'a gidiyorum. Hafta içinde de iki gün antrenanım var.

Geçen hafta yedilik ilk rotamı top rop çıktım. Yani ip yukardan

geliyordu. Ama rota gerçekten çok zordu. Şimdi üç dört hafta daha

çalışıp, aynı rotayı red point çıkacağım, yani yükseldikçe ekspresleri

kayadaki boltlara takarak gideceğim. Bu arada sigarayı da bıraktım,

rakıya artık hiç takılmıyorum ama çocuklarla her pazar tırmanıştan

sona sıkı bir bira attırıyoruz. Ayşen mi ne yapıyor?

Bilmem. Onu çok ihmal ettimi söyleyip duruyordu.

Bir süredir artık Ballıkayalar'a da pek uğramıyor zaten...

4.2/ 9 · 6 oy

Hikayeler kategorisinden

Hikayeler kategorisinin tamamı »

Rastgele başka bir fıkra »