Üyelik sistemimize üye olursanız;
Beğendiğiniz fıkralardan oluşan bir kategori oluşturabilirsiniz.
Üyeler arasında mesajlaşabilirsiniz.
Arkadaş listenizi yapabilirsiniz.
Fıkralarınızı arkadaşlarınıza yollayabilir, siteye fıkra ekliyebilirsin.

Anasayfa | Rastgele Fıkra | Fıkra Ekle | Anasayfam Yap | Favorilerime ekle | Webmaster


 
 




Yakamoz Yanığı [#10739]
Bir istasyon kahvesinde rastlamıştım ona.Nedenini bilmediğim
ama pek çok defa kendime sorduğum tanıdık bir yanı vardı. Öylesine
oturuyordu önündeki bir bardak çayıyla. Tıpkı benim gibi yolcusuzdu. Ne bir
valizi,nede bileti vardı. Yağmurlu bir akşamdı. Sigara dumanı,insan
nefesi ve çaydanlıklardan çıkan buharla buğulanmıştı istasyon kahvesinin
camları. Gelirken bu buğunun yoğunluğu söylemişti kalabalık olduğunu
kahvenin. İçeriye ilk girdiğimde üzerime çevrilen bakışlar ,kendimi
sahneye ilk kez çıkan acemi bir şarkıcı gibi hissetmeme sebep olmuştu. Bir
tek masa yoktu yalnızlıktan bana kucak açan. Bunca kalabalıkta bir tek o
bakmamıştı bana ,orada değildi sanki. Bedenini yanına almadan bir
vagona atlayıp gitmiş gibi,soluk alışı bile belli olmaksızın oturuyordu.
Sessizce ve biraz çekinerek yaklaşıp yanına; "lütfen"der gibi bir ses
tonuyla sormuştum "oturabilir miyim?" .Yıllar süren derin bir uykudan
uyandırılmış gibi irkilerek , kaldırdı dalgın bakışlarını masadan.
Gözlerimin öylesine içine baktı ki, bir an sanki görünmez oldum da arkamdaki
birine bakıyor sandım. Cevabını duyamamaktan korkup kendimi çabucak
toparlamıştım."Buyurun " dedi çok uzaklardan kopup gelen bir sesle.
Sesindeki uzaklık ruhunun orada olmayışından kaynaklanıyordu sanırım. Usulca
yerleşip bir sandalyeye;"Bakar mısınız" diye seslendim ,koşuşturmaktan
yanakları kıp kırmızı kesilmiş çaycı çocuğa."Bir çay lütfen,pardon!sizde
içer miydiniz?"diye sordum. Masayı paylaşmamıza karşılık bir şeyler
borçluymuşum gibi. Bu kez kalkmadı bakışları. Duymadı mı acaba diye
düşünecekken tam; kesik bir el hareketi ve belli belirsiz bir baş hareketiyle
istemediğini belirtti. Sonra sıkıca kavrayıp bir yudumluk çay kalan
bardağını,fon dip ediverdi ve düş molası yüzünden soğuduğu malum olan
çayını bitirdi.

İstasyon kahvesi insanlarının doğallığıyla sıcacık sarardı
beni her gidişimde. Bir kitap alır ,ince belli bardaklarda gelen
çayların arkadaşlığında bir köşeye çekilir rahat, rahat okurdum. Bazen kaçamak
bakışlarla insanları izler ,hikayelerini okumaya çalışırdım;
yüzlerinden,giysilerinden,tavırlarından,...Birde kedisi vardı bu avuç içi kadar
yerin. Sobanın başından ancak açlığını hatırlayınca kalkar,miskin miskin
sürünüp bacaklarımıza; bir parça simit,tost,peynir dilenirdi.
Karşılığında birkaç sevimli bakış atar, biraz mırıltı çıkarır kendince teşekkür
ederdi. Yiyeceği bitene dek sevdirirdi kendini,ardından sıcacık
sobasının kollarına dönerdi. Çayımı yudumlarken kediciğin bana doğru geldiğini
fark ettim. Şaşırdım. Ne tost, ne simit, nede ona verecek her hangi
bir şeyim yoktu. Fazla ümitlendirmemek için kitabımla ilgilenmeye karar
verdim. Tam o sırada yerinden fırlayıverdi masayı paylaştığım adam.
Nedense telaşlandım gidiyor sanıp."Ne saçma bir his" diye geçirdim içimden.
Öyle ya bana ne oradaki herkes gibi tesadüfen bir araya gelmiştik ve
bir dahaki tesadüfe değin-ki bu o an için gerçekleşme ihtimali imkansıza
yakın görünmektedir-apayrı hayatlara dalacağımız gün gibi açıktı.
Paltosuna uzanmayınca eli ,gitmeyeceğini anladım. Sanırım yalnızlığımı diğer
insanlara karşı kamufle etmesinden hoşnuttum. Yaklaşmakta olan kediye
yöneldi. Yere eğildi,kediyi incitmemeye özen göstererek usulca kucağına
alıp masaya döndü. Sevgi dolu bir yüreği olmalı diye geçti içimden,zira
kaç kişi farkında şu zavallı varlığın!Dikkatimi çekmişti ;kediyi
okşarken elleri, kendi seviliyormuş gibi huzurlu bir tebessüm sarmıştı
yüzünü. Yakışıklıydı dersem yalan olur sanırım ama düzgün yüz hatlarına
sahipti. Doğal,sıcak bir görünüşü vardı. Zaten güzel insanlar hep uzak
gelmiştir bana, özellikle de güzel olduğunun farkında olanlar! Şimdi biraz
daha anlaşılır buluyordum ona yaklaştıran şeyi. Başı önde duruşu,o
sessiz hali; gözleriyle görmekten çoktan vazgeçtiğini anlatıyor gibiydi.
Şimdi bunca zaman sonra biliyorum ki haklıymışım; yüreğiyle bakıyor
hayata,insanca bir şeyler arıyor;bir bakış,bir dokunuş,...

Kitabın aynı sayfasında ne kadar takılı kaldığımı tam olarak
bilemiyorum, ama çayım bitince utanıp hızla sayfayı çevirdiğimi
anımsıyorum. Kitabımı masaya bırakıp gözlerimle çaycı çocuğu aramaya
başlamıştım .Ilık ses tonu sarmalamıştı birden beni "bana da bir çay söyler
misiniz?". Erkeklik taslayıp "usta bize iki çay "diye bağırmaması hoşuma
gitmişti."elbette!"dedim ve iki çay işaret ettim çaycıya. Sanırım kediyi
severken sıyrılmıştı hayal aleminden. Yalnızlığını aşma çabası gibi
gelen ilgili bir edayla " klasikleri sever misiniz?" diye sormuştu
kitabımı göstererek."evet özellikle Rus klasiklerini" demiştim aynı ilgili ses
tonuyla yanıtlamaya özen göstererek. Yüzüme hiç bakmamıştı,kitaba
bakıyordu derin, derin okyanusları andıran gözleriyle. Ara sıra tren sesiyle
irkilip kaldırmasa başını fark etmeyecektim belki bu denli mavi
olduklarını. İlk bakışında nasıl olduysa fark etmemiştim şaştım bu
maviliklerine. İçimde bir sabırsızlık, tarifsiz bir telaş vardı. Kitabıma olan tüm
ilgim uçup gitmişti. Lafı uzatmasını, aklımdaki tüm soru işaretlerinin
bir trene atlayıp uzaklaşmasını diliyordum için için. Oysa o sustu
sonsuzluk gibi. Çayını içti,parasını masaya bıraktı ve sessizce uzandı
elleri elveda sözcüğünü yansıtan paltosunun bulunduğu sandalyeye. Masada
bir ben, birde bilinmezliğini bırakarak gidiverdi. Ardından kalabalıkta
kaybolmuş küçük bir kız çocuğu gibi tuhaf bir telaş içinde kapıya ve boş
sandalyeye bakıp kalmıştım uzun süre.Bir bilinmezi kovalamaktan yorgun
düşünce zihnim, kitabıma dönmeye çalıştıysam da nafile okuyamayacaktım.
Çay paramı masada onun parasının yanına bıraktım. Ayrılmak istemez gibi
ağırlaşmıştı kahveden çıkarken adımlarım. Yağmur yavaş, yavaş yağmaya
devam ediyordu. Şemsiyemi açmak istemedim. Tenha sokaklardan geçtim
,peşimde hayallerim. Evin kapısında bir süre öylece durdum. Derin bir soluk
aldım o geceyi hücrelerime not etsin diye. Zile bastım ,annem açtı
kapıyı. Bir bana bir kapalı şemsiyeme baktı. Burnumdan sular damlıyordu.
Gülecek sanmıştım,oysa hiçbir şey söylemedi. Bir bardak çay ve bir havlu
bıraktı odama sadece.

Kaç gün,kaç hafta geçti üzerinden hatırlamıyorum. Bir öğle
vaktiydi. Yağmurlar bitmiş bahar gibi bir hava sarmıştı kollarına
hayatı. Vapur iskelesindeydim, karşı kıyıdaki kitapçıya uğramaktı niyetim.
Vapur jetonumu alıp bir bankın ucuna emaneten iliştim. Tam yaklaşan
vapura dalmışken bakışlarım, arkamdan gelen sesle irkildim "selam!".
Şaşkınlıktan fal taşı gibi açılmış gözlerle arkama döndüm. Tanrım o muydu?
Fakat bu gülümseme bambaşka biri yapmıştı sanki ,yine de oydu evet işte o
çok uzak ihtimal gelip dayanmıştı kapıya!. "Merhaba!"dedim ama sesim
çıkmış mıydı emin olamadım bir süre. Yanıma geldi tüm doğallığıyla ve o
gün akşama dek gitmedi ,yanı başımdaydı. Dilek tuttuğunuz yıldızı
yakalamanın nasıl bir his uyandıracağını bir hayal ederseniz ,sanırım
hislerimi de yakalarsınız bir şekilde. O günden sonra bir başka tesadüfü
beklememeye karar verip, randevusuz ayrılmadık birbirimizden. Bir tesadüfler
silsilesiyle başlayan arkadaşlığımız,her gün aynı kahvede; hatta aynı
masaya oturmaya itina göstererek ,o sessiz ,o unutulmuş köhne istasyon
kahvesinde pekişti. Geçmişinden hiç bahsetmiyordu. Belki anlatmaya
değer bir şey bulamıyordu,belki de unutmak istediği şeyleri yenilemektendi
korkusu kim bilir. Sormadım bende tüm meraklarıma inat,bekledim. Adım,
adım yaklaşıyordu ruhlarımız .Aşk mı?! Hayır sanırım daha çok
birbirimizde huzuru bulmuştuk. Hayalleri vardı bensiz. Hiç gücenmedim içindeki
yokluğuma. Gitmekten bahsediyordu hep,göçmen kuşlar gibi. Ne aradığını
biliyordum. Bende aramıştım bir zamanlar,aslında kim aramıyordu ki onun
aradığı şeyleri? Biraz özgürlük,umut,unutup yeniden
başlayabilme,hayatın amacı,sevgi,...

Aradığı şey uzaklarda değil,içindeki o sessiz, sessiz atan
yüreğindeydi oysa. Uzaklara dalmamalıydı boş yere gözleri, içinde aramalıydı.
Sustum!Hiçbir kelimenin anlatmaya gücü yetmeyecekti biliyordum ,kendi
sözcüklerini bulmalıydı,kendi dilini.

Eve döndüğümde ne yapabilirim diye düşünmeye başladım.
Odam eskidende bu kadar ufak mıydı yoksa o gecemi duvarlar üzerime
yürümüştü bilmem. Yatağımın yanında diz çöküp bir kutu çıkardım saklandığı
yerden. İçinde dedemin hatırası eski bir pikap ve kitaplıkla, daktilo
almak için biriktirdiğim bir miktar param vardı. Bir yıldır
biriktiriyordum ve çok az eksiğim kalmıştı onlara kavuşmak için . Ertesi gün ilk işim
pikabı gizlice evden çıkarıp satmak oldu. Biriktirdiğim para ve pikabın
parasını alıp mavi bir zarfa koydum.Üzerine "git ve mutluluğunu bul!"
yazmıştım.Koşar adımlarla istasyon kahvesine gittim ve çaycı çocuğa
sıkı, sıkı tembihledim "Bunu mutlaka almasını sağla!"diye. Uzun zaman
uğramadım kahveye. Yine bir gün ve yine ummadığım bir anda kapım çalındı.
Çaycı çocuk çıkı verdi kapının ardından karşıma. Şaşırmıştım doğrusu!
Elinde mavi bir zarf vardı ve yüzünde tuhaf bir gülümseme. Zarfı uzattı ve
büyük bir suç işlemiş gibi utanarak uzaklaştı daha ben zarfı açamadan.
Döndüğünü anlamak için sanırım zarfı açmama gerek yoktu! Umduğumdan
çabuk duymuş olmalıydı yüreğinin sesini ,yoksa dönermiydi hiç.Zarfta kısa
ama çok şey anlatan bir not vardı. "Gitmem gereken yer o kadarda uzak
değilmiş, görmeyi öğrettiğin için sağol. Seni akşam iskelede bekliyorum
saat tam 8:00'de." Onunla bir anne gibi gurur duyduğumu hissettim
içimde o an.

İskeleye yaklaştığımda orda olduğunu farkedip, bir süre
öyle uzaktan izledim. Sancılı bir bekleyiş içerisinde yerinde duramayan
adımları zamanı kovalıyordu. Pek çok şey geçiyor olmalıydı kafasından
peş peşe. Bir zaman diliminde mola verince hayalleri ayakları da
duruyor,adeta taş kesilip rıhtımın kendisi oluyordu. Ayaklarını bağlayan ancak
geçmişi olabilirdi bundan böyle. Sigarasından derin bir nefes çekti.
Rüzgara teslim etti dumanını birilerine ,bir yerlere mektup yollar gibi.
Bir martı havalandı iskelenin ucundan;o martıya takılı kaldı bakışları.
Yeni açtığı bir sayfada geçmişini aklıyor olmalıydı şu an. Gözlerini
kısmış,başı dimdik, martılarla uçar gibiydi. Dokunmak istedim o an omzuna
ve söylemek istedim"her şey geçti!". O an aklımı uyardı kalbim;
dokunmak ne mümkündü, artık o uçmayı öğrenmişti. Koskocaman bir yürek vardı
karşımda ,sorularını cesurca kovalamış. Ve şimdi dilsiz bir denizin
önünde arınıyordu yudum yudum. Kim bilir belki ağlardı bile " erkekler
ağlamaz" lara inat. Nasıl dokunurdum bu en mahrem haline?!...İşte şimdi,tam
şu an; insanlığının tadını çıkarıyordu. Elleri umarsızca iki yanına
düşmüş ,gözleri asırlarca uzaktaki bir yıldızdan bakar gibi bakıyordu
martılara,denize. Ne çok şey anlatıyordu şu dingin suskunluğu.

Eğildi,sağ eliyle suya uzandı olmadı. İskele bu kadar
yüksek miydi, o gece sular mı çekilmişti bilmem. İçinde başaramamanın
hıncı birikti. Yüzükoyun yattı yere ve yarı beline kadar sarkıttı
bedenini, suya dokundu. Su dokunuşuyla yüzüne bir tebessüm sundu. Anladım suya
bir mektup yazıyordu parmakları. Başını kaldırdı, batmak üzere olan
güneşin kızılı yaktı, ala buladı yüzünü. Ateş gibi yandı gözleri. Ansızın
kalktı uzandığı yerden, biri gizlice kulağına fısıldamıştı sanki"orda,
arkanda"diye. Uzun, sakin bir bakışla uzattığı elleri bana "gel" der
gibiydi. Uzattığı elleri dokunmadan daha gözleri hoş geldin demişti. Uzun
bir süre suskun bekledik bir şeyleri. Karşı kıyının ve ayın ışıklarının
denizle özlem giderişini izledik bir süre. Ilık rüzgarın oyunuyla
yüzümü gizleyen saçlarımı çekti yüzümden. Bilmez gibi sordum "buldun mu?"
diye yeniden. Hafifçe kıvrıldı dudakları "yolu sen gösterdin "dedi.
Sustum o konuşmalıydı bundan böyle."sırf gitmeyi çağrıştırıyor diye
gitmiştim o kahveye, oysa orda bana kalmayı öğretecek biri varmış beni
bekleyen."dedi."Uzaklarda yeniden başlamak yokmuş meğer. Uzaklar sordu durdu;
kimsin,nereden geldin, niye geldin, kaçış yokmuş öğrendim." "Oysa ne
rahatmışım yanında,sen hiç sormadın, gitme demedin,...Şimdi buldun mu diye
soruyorsun. Bense az kalsın bulduğumu anlamayıp yitiriyordum. Erken
değildi dönüşüm aslında gitmeden de başlamışım seninle yenilenmeye."
Sustuk. Kocaman,derin derin sustuk sadece. Gelen ilk vapurun güvertesine
atladı. O gece gördüğüm son yakamoz pırıltısı, git gide uzaklaşan huzur
dolu gözleri oldu.

Arkadaşınıza gönderin

   
 


Fikra Bilgi
Beğendiğiniz fıkranın çıktısını alabilirsiniz. Tıklamanız yeterli. Yazdırın  Beğendiğiniz fıkrayı favori fıkralarınız arasına kayıt edebilirsiniz. Tıklamanız yeterli. Favori listenize ekleyin
Gönderen : Emine GEZER Kategori : Hikayeler
Okunma sayısı 720 Oy veren 5 Puanı 6,2 

Spor Sitesi
www.sporbul.com
Rüya Tabirleri
www.ruyatabirleri.gen.tr
İnternet siteleri rehberi
www.adres.gen.tr
Özel Ders
İstanbul'da Özel Ders


özelders

Hedef Bilgi Toplumu


En son eklenen 10 fıkra
En iyi 10 fıkra
En çok tavsiye edilen
En çok okunan 10 fıkra

  Ana Sayfa | Reklam | İletişim | Hakkımızda
Destekleyenler | Editörler | Site bilgileri
Fıkra Yollama | Kullanım Şartları

2001-2008 © MAN

DVD
spor futbol fenerbahçe beşiktaş galatasaray basketbol


Oluşma süresi 0,0160 sn