![]() |
|
Asker
Av Avcı
Çocuk
Deli
Doktor
Erzurumlu
Hayvanlar alemi
İngiliz Alman Türk
Kadın Erkek (Çapkın)
Kayserili
Mühendis
Nam-ı Kemal
Nasreddin Hoca
Okul Öğrenci
Politika
Sarhoş
Sarışın
Spor Fıkraları
Sex Fıkraları (Erotik)
Temel
Diğer fıkralar
Şiir Komik Yazılar Komik olaylar Hikayeler Genel kültür Korkunç olaylar Duvar yazıları Normal Fıkralar
Küfürlü Fıkralar
Belaltı Fıkralar
|
ama pek çok defa kendime sorduğum tanıdık bir yanı vardı. Öylesine oturuyordu önündeki bir bardak çayıyla. Tıpkı benim gibi yolcusuzdu. Ne bir valizi,nede bileti vardı. Yağmurlu bir akşamdı. Sigara dumanı,insan nefesi ve çaydanlıklardan çıkan buharla buğulanmıştı istasyon kahvesinin camları. Gelirken bu buğunun yoğunluğu söylemişti kalabalık olduğunu kahvenin. İçeriye ilk girdiğimde üzerime çevrilen bakışlar ,kendimi sahneye ilk kez çıkan acemi bir şarkıcı gibi hissetmeme sebep olmuştu. Bir tek masa yoktu yalnızlıktan bana kucak açan. Bunca kalabalıkta bir tek o bakmamıştı bana ,orada değildi sanki. Bedenini yanına almadan bir vagona atlayıp gitmiş gibi,soluk alışı bile belli olmaksızın oturuyordu. Sessizce ve biraz çekinerek yaklaşıp yanına; "lütfen"der gibi bir ses tonuyla sormuştum "oturabilir miyim?" .Yıllar süren derin bir uykudan uyandırılmış gibi irkilerek , kaldırdı dalgın bakışlarını masadan. Gözlerimin öylesine içine baktı ki, bir an sanki görünmez oldum da arkamdaki birine bakıyor sandım. Cevabını duyamamaktan korkup kendimi çabucak toparlamıştım."Buyurun " dedi çok uzaklardan kopup gelen bir sesle. Sesindeki uzaklık ruhunun orada olmayışından kaynaklanıyordu sanırım. Usulca yerleşip bir sandalyeye;"Bakar mısınız" diye seslendim ,koşuşturmaktan yanakları kıp kırmızı kesilmiş çaycı çocuğa."Bir çay lütfen,pardon!sizde içer miydiniz?"diye sordum. Masayı paylaşmamıza karşılık bir şeyler borçluymuşum gibi. Bu kez kalkmadı bakışları. Duymadı mı acaba diye düşünecekken tam; kesik bir el hareketi ve belli belirsiz bir baş hareketiyle istemediğini belirtti. Sonra sıkıca kavrayıp bir yudumluk çay kalan bardağını,fon dip ediverdi ve düş molası yüzünden soğuduğu malum olan çayını bitirdi. İstasyon kahvesi insanlarının doğallığıyla sıcacık sarardı beni her gidişimde. Bir kitap alır ,ince belli bardaklarda gelen çayların arkadaşlığında bir köşeye çekilir rahat, rahat okurdum. Bazen kaçamak bakışlarla insanları izler ,hikayelerini okumaya çalışırdım; yüzlerinden,giysilerinden,tavırlarından,...Birde kedisi vardı bu avuç içi kadar yerin. Sobanın başından ancak açlığını hatırlayınca kalkar,miskin miskin sürünüp bacaklarımıza; bir parça simit,tost,peynir dilenirdi. Karşılığında birkaç sevimli bakış atar, biraz mırıltı çıkarır kendince teşekkür ederdi. Yiyeceği bitene dek sevdirirdi kendini,ardından sıcacık sobasının kollarına dönerdi. Çayımı yudumlarken kediciğin bana doğru geldiğini fark ettim. Şaşırdım. Ne tost, ne simit, nede ona verecek her hangi bir şeyim yoktu. Fazla ümitlendirmemek için kitabımla ilgilenmeye karar verdim. Tam o sırada yerinden fırlayıverdi masayı paylaştığım adam. Nedense telaşlandım gidiyor sanıp."Ne saçma bir his" diye geçirdim içimden. Öyle ya bana ne oradaki herkes gibi tesadüfen bir araya gelmiştik ve bir dahaki tesadüfe değin-ki bu o an için gerçekleşme ihtimali imkansıza yakın görünmektedir-apayrı hayatlara dalacağımız gün gibi açıktı. Paltosuna uzanmayınca eli ,gitmeyeceğini anladım. Sanırım yalnızlığımı diğer insanlara karşı kamufle etmesinden hoşnuttum. Yaklaşmakta olan kediye yöneldi. Yere eğildi,kediyi incitmemeye özen göstererek usulca kucağına alıp masaya döndü. Sevgi dolu bir yüreği olmalı diye geçti içimden,zira kaç kişi farkında şu zavallı varlığın!Dikkatimi çekmişti ;kediyi okşarken elleri, kendi seviliyormuş gibi huzurlu bir tebessüm sarmıştı yüzünü. Yakışıklıydı dersem yalan olur sanırım ama düzgün yüz hatlarına sahipti. Doğal,sıcak bir görünüşü vardı. Zaten güzel insanlar hep uzak gelmiştir bana, özellikle de güzel olduğunun farkında olanlar! Şimdi biraz daha anlaşılır buluyordum ona yaklaştıran şeyi. Başı önde duruşu,o sessiz hali; gözleriyle görmekten çoktan vazgeçtiğini anlatıyor gibiydi. Şimdi bunca zaman sonra biliyorum ki haklıymışım; yüreğiyle bakıyor hayata,insanca bir şeyler arıyor;bir bakış,bir dokunuş,... Kitabın aynı sayfasında ne kadar takılı kaldığımı tam olarak bilemiyorum, ama çayım bitince utanıp hızla sayfayı çevirdiğimi anımsıyorum. Kitabımı masaya bırakıp gözlerimle çaycı çocuğu aramaya başlamıştım .Ilık ses tonu sarmalamıştı birden beni "bana da bir çay söyler misiniz?". Erkeklik taslayıp "usta bize iki çay "diye bağırmaması hoşuma gitmişti."elbette!"dedim ve iki çay işaret ettim çaycıya. Sanırım kediyi severken sıyrılmıştı hayal aleminden. Yalnızlığını aşma çabası gibi gelen ilgili bir edayla " klasikleri sever misiniz?" diye sormuştu kitabımı göstererek."evet özellikle Rus klasiklerini" demiştim aynı ilgili ses tonuyla yanıtlamaya özen göstererek. Yüzüme hiç bakmamıştı,kitaba bakıyordu derin, derin okyanusları andıran gözleriyle. Ara sıra tren sesiyle irkilip kaldırmasa başını fark etmeyecektim belki bu denli mavi olduklarını. İlk bakışında nasıl olduysa fark etmemiştim şaştım bu maviliklerine. İçimde bir sabırsızlık, tarifsiz bir telaş vardı. Kitabıma olan tüm ilgim uçup gitmişti. Lafı uzatmasını, aklımdaki tüm soru işaretlerinin bir trene atlayıp uzaklaşmasını diliyordum için için. Oysa o sustu sonsuzluk gibi. Çayını içti,parasını masaya bıraktı ve sessizce uzandı elleri elveda sözcüğünü yansıtan paltosunun bulunduğu sandalyeye. Masada bir ben, birde bilinmezliğini bırakarak gidiverdi. Ardından kalabalıkta kaybolmuş küçük bir kız çocuğu gibi tuhaf bir telaş içinde kapıya ve boş sandalyeye bakıp kalmıştım uzun süre.Bir bilinmezi kovalamaktan yorgun düşünce zihnim, kitabıma dönmeye çalıştıysam da nafile okuyamayacaktım. Çay paramı masada onun parasının yanına bıraktım. Ayrılmak istemez gibi ağırlaşmıştı kahveden çıkarken adımlarım. Yağmur yavaş, yavaş yağmaya devam ediyordu. Şemsiyemi açmak istemedim. Tenha sokaklardan geçtim ,peşimde hayallerim. Evin kapısında bir süre öylece durdum. Derin bir soluk aldım o geceyi hücrelerime not etsin diye. Zile bastım ,annem açtı kapıyı. Bir bana bir kapalı şemsiyeme baktı. Burnumdan sular damlıyordu. Gülecek sanmıştım,oysa hiçbir şey söylemedi. Bir bardak çay ve bir havlu bıraktı odama sadece. Kaç gün,kaç hafta geçti üzerinden hatırlamıyorum. Bir öğle vaktiydi. Yağmurlar bitmiş bahar gibi bir hava sarmıştı kollarına hayatı. Vapur iskelesindeydim, karşı kıyıdaki kitapçıya uğramaktı niyetim. Vapur jetonumu alıp bir bankın ucuna emaneten iliştim. Tam yaklaşan vapura dalmışken bakışlarım, arkamdan gelen sesle irkildim "selam!". Şaşkınlıktan fal taşı gibi açılmış gözlerle arkama döndüm. Tanrım o muydu? Fakat bu gülümseme bambaşka biri yapmıştı sanki ,yine de oydu evet işte o çok uzak ihtimal gelip dayanmıştı kapıya!. "Merhaba!"dedim ama sesim çıkmış mıydı emin olamadım bir süre. Yanıma geldi tüm doğallığıyla ve o gün akşama dek gitmedi ,yanı başımdaydı. Dilek tuttuğunuz yıldızı yakalamanın nasıl bir his uyandıracağını bir hayal ederseniz ,sanırım hislerimi de yakalarsınız bir şekilde. O günden sonra bir başka tesadüfü beklememeye karar verip, randevusuz ayrılmadık birbirimizden. Bir tesadüfler silsilesiyle başlayan arkadaşlığımız,her gün aynı kahvede; hatta aynı masaya oturmaya itina göstererek ,o sessiz ,o unutulmuş köhne istasyon kahvesinde pekişti. Geçmişinden hiç bahsetmiyordu. Belki anlatmaya değer bir şey bulamıyordu,belki de unutmak istediği şeyleri yenilemektendi korkusu kim bilir. Sormadım bende tüm meraklarıma inat,bekledim. Adım, adım yaklaşıyordu ruhlarımız .Aşk mı?! Hayır sanırım daha çok birbirimizde huzuru bulmuştuk. Hayalleri vardı bensiz. Hiç gücenmedim içindeki yokluğuma. Gitmekten bahsediyordu hep,göçmen kuşlar gibi. Ne aradığını biliyordum. Bende aramıştım bir zamanlar,aslında kim aramıyordu ki onun aradığı şeyleri? Biraz özgürlük,umut,unutup yeniden başlayabilme,hayatın amacı,sevgi,... Aradığı şey uzaklarda değil,içindeki o sessiz, sessiz atan yüreğindeydi oysa. Uzaklara dalmamalıydı boş yere gözleri, içinde aramalıydı. Sustum!Hiçbir kelimenin anlatmaya gücü yetmeyecekti biliyordum ,kendi sözcüklerini bulmalıydı,kendi dilini. Eve döndüğümde ne yapabilirim diye düşünmeye başladım. Odam eskidende bu kadar ufak mıydı yoksa o gecemi duvarlar üzerime yürümüştü bilmem. Yatağımın yanında diz çöküp bir kutu çıkardım saklandığı yerden. İçinde dedemin hatırası eski bir pikap ve kitaplıkla, daktilo almak için biriktirdiğim bir miktar param vardı. Bir yıldır biriktiriyordum ve çok az eksiğim kalmıştı onlara kavuşmak için . Ertesi gün ilk işim pikabı gizlice evden çıkarıp satmak oldu. Biriktirdiğim para ve pikabın parasını alıp mavi bir zarfa koydum.Üzerine "git ve mutluluğunu bul!" yazmıştım.Koşar adımlarla istasyon kahvesine gittim ve çaycı çocuğa sıkı, sıkı tembihledim "Bunu mutlaka almasını sağla!"diye. Uzun zaman uğramadım kahveye. Yine bir gün ve yine ummadığım bir anda kapım çalındı. Çaycı çocuk çıkı verdi kapının ardından karşıma. Şaşırmıştım doğrusu! Elinde mavi bir zarf vardı ve yüzünde tuhaf bir gülümseme. Zarfı uzattı ve büyük bir suç işlemiş gibi utanarak uzaklaştı daha ben zarfı açamadan. Döndüğünü anlamak için sanırım zarfı açmama gerek yoktu! Umduğumdan çabuk duymuş olmalıydı yüreğinin sesini ,yoksa dönermiydi hiç.Zarfta kısa ama çok şey anlatan bir not vardı. "Gitmem gereken yer o kadarda uzak değilmiş, görmeyi öğrettiğin için sağol. Seni akşam iskelede bekliyorum saat tam 8:00'de." Onunla bir anne gibi gurur duyduğumu hissettim içimde o an. İskeleye yaklaştığımda orda olduğunu farkedip, bir süre öyle uzaktan izledim. Sancılı bir bekleyiş içerisinde yerinde duramayan adımları zamanı kovalıyordu. Pek çok şey geçiyor olmalıydı kafasından peş peşe. Bir zaman diliminde mola verince hayalleri ayakları da duruyor,adeta taş kesilip rıhtımın kendisi oluyordu. Ayaklarını bağlayan ancak geçmişi olabilirdi bundan böyle. Sigarasından derin bir nefes çekti. Rüzgara teslim etti dumanını birilerine ,bir yerlere mektup yollar gibi. Bir martı havalandı iskelenin ucundan;o martıya takılı kaldı bakışları. Yeni açtığı bir sayfada geçmişini aklıyor olmalıydı şu an. Gözlerini kısmış,başı dimdik, martılarla uçar gibiydi. Dokunmak istedim o an omzuna ve söylemek istedim"her şey geçti!". O an aklımı uyardı kalbim; dokunmak ne mümkündü, artık o uçmayı öğrenmişti. Koskocaman bir yürek vardı karşımda ,sorularını cesurca kovalamış. Ve şimdi dilsiz bir denizin önünde arınıyordu yudum yudum. Kim bilir belki ağlardı bile " erkekler ağlamaz" lara inat. Nasıl dokunurdum bu en mahrem haline?!...İşte şimdi,tam şu an; insanlığının tadını çıkarıyordu. Elleri umarsızca iki yanına düşmüş ,gözleri asırlarca uzaktaki bir yıldızdan bakar gibi bakıyordu martılara,denize. Ne çok şey anlatıyordu şu dingin suskunluğu. Eğildi,sağ eliyle suya uzandı olmadı. İskele bu kadar yüksek miydi, o gece sular mı çekilmişti bilmem. İçinde başaramamanın hıncı birikti. Yüzükoyun yattı yere ve yarı beline kadar sarkıttı bedenini, suya dokundu. Su dokunuşuyla yüzüne bir tebessüm sundu. Anladım suya bir mektup yazıyordu parmakları. Başını kaldırdı, batmak üzere olan güneşin kızılı yaktı, ala buladı yüzünü. Ateş gibi yandı gözleri. Ansızın kalktı uzandığı yerden, biri gizlice kulağına fısıldamıştı sanki"orda, arkanda"diye. Uzun, sakin bir bakışla uzattığı elleri bana "gel" der gibiydi. Uzattığı elleri dokunmadan daha gözleri hoş geldin demişti. Uzun bir süre suskun bekledik bir şeyleri. Karşı kıyının ve ayın ışıklarının denizle özlem giderişini izledik bir süre. Ilık rüzgarın oyunuyla yüzümü gizleyen saçlarımı çekti yüzümden. Bilmez gibi sordum "buldun mu?" diye yeniden. Hafifçe kıvrıldı dudakları "yolu sen gösterdin "dedi. Sustum o konuşmalıydı bundan böyle."sırf gitmeyi çağrıştırıyor diye gitmiştim o kahveye, oysa orda bana kalmayı öğretecek biri varmış beni bekleyen."dedi."Uzaklarda yeniden başlamak yokmuş meğer. Uzaklar sordu durdu; kimsin,nereden geldin, niye geldin, kaçış yokmuş öğrendim." "Oysa ne rahatmışım yanında,sen hiç sormadın, gitme demedin,...Şimdi buldun mu diye soruyorsun. Bense az kalsın bulduğumu anlamayıp yitiriyordum. Erken değildi dönüşüm aslında gitmeden de başlamışım seninle yenilenmeye." Sustuk. Kocaman,derin derin sustuk sadece. Gelen ilk vapurun güvertesine atladı. O gece gördüğüm son yakamoz pırıltısı, git gide uzaklaşan huzur dolu gözleri oldu. Arkadaşınıza gönderin
Fikra Bilgi
Spor Sitesi
www.sporbul.com
Rüya Tabirleri
www.ruyatabirleri.gen.tr
İnternet siteleri rehberi
www.adres.gen.tr
Özel Ders
İstanbul'da Özel Ders |
Ana Sayfa | Reklam | İletişim | Hakkımızda 2001-2008 © MAN |
Oluşma süresi 0,0160 sn